Selüloz Canavarı

Hayalgüçlü...

Şemsiye kullanmasını oldum olası sevemedim. Elimde hep eğreti dururdu. Ama yağmurun ıslattığı toprak kokusunu sevdim herkes gibi. Yüzümü çoğu kez hareketsiz, cansız, bir karakalem portresi durağanlığında görebilirsiniz. Ama ben de herkes gibi küçük bir çocuğun sevimliliği ve masumiyeti karşısında palyaçoya dönüşebildim. Beni bir köşede düşünceli, sessiz ve sakin görmeniz gayet doğaldır. Ama ben de herkesin yaptığı gibi talihsizlikler karşısında çaresiz kaldığımda ana avrat küfrettim. Sinirlendim, kavgalar ettim, ağladım. Bir de top oynamayı çok sevdim. Çok kez düştüm top oynarken. Sakatlandım, kaşımı, gözümü yaraladım. Dizlerim, dirseklerim yara izleriyle doluydu. Ama onları hep saklamaya çalıştım annem kızar da top oynamama izin vermez diye.

Bak bana.

Kırpmadan gözlerini.

Gülme de hiç.

Sinirlerim bozuluyor anlamıyor musun?

Benim içimde herkes birbirini yiyor.

Ağlıyor herkes,

Sen gülüyorsun.

Olmuyor böyle, gülme artık.

Çuvaldız

Yıldızlar avuç içi kadar dünyada yaşardı.

On bin liraydı emekli maaşı.

Sanatkarın hürmet gördüğü zamanlardı.

Ve ben sana aşık oldum çalı süpürgesi.

Ferrari almıştı memur babam.

Dört fil beslerdik evimiz genişti bir hayli.

Komünizm hakimdi tüm dünyada.

Ve ben sana aşık oldum çalı süpürgesi.

En dürüstlerdi politikacılar.

Kadınlar alışverişten sıkılmıştı artık.

Uzay gemilerinin ucuz olduğu zamanlardı.

Ve ben sana aşık oldum çalı süpürgesi.

Pazartesi sendromları kaldırılmıştı mahkeme kararıyla.

Ezileni savunurdu Amerika.

Uydusuydu Dünya’nın Güneş.

Ve ben sana aşık oldum çalı süpürgesi.

Şairler sıkılmıştı şiir yazmaktan.

En gözde meslekti ayakkabı boyacılığı.

Çok düşünenin çok mutlu olduğu zamanlardı.

Ve ben sana aşık oldum çalı süpürgesi.

Adalet vardı yeryüzünde tümüyle.

Aslanlar da vejeteryandı.

En zenginlerimiz mendil satan çocuklardı.

Ve ben sana aşık oldum çalı süpürgesi.

Kitaplar bedavaya dağıtılırdı sokak köşelerinde.

Dört boyutlu karpuz yapmıştı japonlar.

İsviçreli bilim adamları bulmuştu hayatın anlamını.

Ve ben sana aşık oldum çalı süpürgesi.

Uyku Piyesi

Saat üç…

Uyku bastırır iyiden iyiye.

Şeytan girer sahneye

Yastığa yaslar başını

Ve der şöyle:

“Uykunun yerini tutmaz hiçbir zevk.

Düşler belirir yormaksızın zihnini.

Oysa düşünceler azgın kemirgenlerdir.

Uyumayanı yer bitirir.

Uykusuzluk kötüdür azizim

Şişer gözler, çirkinlik çöker.

Uyumayan çekilmez, huysuzluk eder.

Uyu azizim uyu

Yumuşacık yatak seni bekler.”

Yok olur şeytan gözünü kırparak ortadan.

Melekse uyumuştur çoktan.

Önemli not

Burada yazılanların gerçek kişi ve kurumlarla hiçbir ilgisi yoktur. 

Ağıt

İzlerim kurşuni geceyi

Zarif bir kadın elbisesi…

Hayallerim akar uçurumdan

Küçük bir sandal batar

Uzakta bir kaya parçası ağlar.

İzlerim titrek yakamozu

Güneşe muhtaç ayaz soğuğu…

Üşümüş bir çocuk vücudu…

Anılar yansır her bir çakıl taşına

Özlem karışır en uzak köşelerine ufkun da boğulur.

Yakamoz titrer daha korkulu

Gömerim aya sonsuzluğu.

Uçarım yokluğa.

Haydi kendine iyi bak dünya.

“Sakallarımdan çocuk kokusu 

Ağzımdan ay ışığı fışkırır benim 

Ceketimi yağmurlara astığımdan beri 

Tehlikeli şiir okur 

Dünyaya sataşırım ben”

Kendime Nasihatler #4

Çalış ulan çalış çalış!!!!!!

İyotlu Şiir

Rüzgar esti Kabataş’da

Sakinledi insanlar.

El ettim denize

Dalgalar sakinledi.

Uçtu üstümden bir martı.

Karnım da bir hayli açtı.

Balık, ekmek, salata…

Beş lira.

Cüzdan da sakinledi.

Bir Tuhaf Hikaye

…Kadın kıymetli taşları sattı ve elde ettiği paralarla lüks bir hayat sürmeye başladı. Uzaylı dostumuzun sevgisi artık ona yetmiyordu. öff sıkıldım.